Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 KİMSE BİZLERİ, AHİRETE HAVALE ETTİĞİMİZ BAZI HAKLARIMIZDAN DOLAYI BU DÜNYADA YARGILAMAYA KALKMASIN!

Nereden nereye... Kaç yıl heba oldu!

 

Vergi ver, askere git... ama ülke evladına reva görülene bakın! Aynı yılda çıplak turist kadar değer yoktu...

 

 

 

Ama hala bitmedi!

  

 

 

 

 

 

 

 

 
DAVAYA SADAKAT BEDEL İSTER !

    BİZ ERKEK MÜCAHİDLER (!) KONUŞMAYA DEVAM EDELİM... !
 

              Başörtüsü eylemine toplam 4 yIl hapis

   Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde hak ve özgürlükleri genişletici adımlar atan Türkiye, reformları uygulamaya yansıtamıyor. Bunun son örneği Nurcihan ve Nurulhak Saatçioğlu isimli kız kardeşler hakkında verilen hapis cezasında görüldü. 1999’da başörtüsü yasağını protesto ettikleri gerekçesiyle tutuklanan iki kardeş, 7 ay cezaevinde kaldı. ‘Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye çalışmak’ suçlamasıyla açılan davada Malatya DGM takipsizlik kararı verdi.

   Mahkeme, sanıkları bu kez Toplantı ve Yürüyüş Kanunu’na muhalefetten yargıladı. Nurulhak 2 yıl 6 ay, Nurcihan ise 1 yıl 8 ay hapse mahkum edildi. Tutuklu kaldıkları süre başka bir suçu kapsadığı için bu cezalardan düşülmeyecek. Saatçioğlu kardeşler, dün İstanbul’da tutuklanarak Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’ne gönderildi. Anne Hüda Kaya aynı yürüyüşe katıldığı için 3 yıl hapis yatmıştı. Üçüncü kardeş ise tutuklanmayı bekliyor.

   Mazlum-der Başkanı Ahmet Mercan, Nurcihan ve Nurulhak’ın işlemedikleri bir suçtan dolayı 7 ay tutuklu kaldıklarını iddia ederek, mahkeme kararını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceklerini söyledi. İnönü Üniversitesi’nde yapılan başörtüsü eylemine katılan üç kız ile anneleri, Malatya DGM tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesine göre ‘anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek istedikleri’ gerekçesiyle yargılandı. Söz konusu dönemde 7 ay cezaevinde kalan iki kız kardeş, DGM’nin takipsizlik kararı vermesi üzerine tutuksuz yargılanmak üzerine serbest bırakıldı. Daha sonra İstanbul’a taşınan kız kardeşlerin Malatya’da devam eden davalarının seyri değişti. Mahkeme, bu kez kızkardeşleri ‘Toplantı ve Yürüyüş Kanunu‘na muhalefet’ etmekle suçladı. Aynı başörtüsü eylemine katılan anne Hüda Kaya da, hakkında verilen hapis cezasını Malatya’da çekti. Anne Kaya, İstanbul’a kızlarının yanına gelirken, diğer kız kardeş İntifar ise, hapis cezasının infaz edileceği günü bekliyor.
   Tutuklama olayını takip eden Mazlum–Der avukatı Gülden Selman, kız kardeşlerin 7 ay tutuklu kalmalarının zaten kanuna aykırı olduğunu belirterek, “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs gibi idamla yargılanıp da 7 ay tutuklu kaldıktan sonra şimdi ‘yanlışlık oldu, aslında şu suç oluşmuştu’ deniyor. Kaldı ki Anayasa, yetkili mercilerden izin aldıktan sonra her türlü gösteriyi serbest kılar. Ama başörtüsü ile ilgili yapılan bir gösteride maalesef 19 kişiye böyle bir karar verildi.” diye konuştu. Mazlum-der Başkanı Ahmet Mercan ise kız kardeşlerin işlemedikleri bir suçtan dolayı tutuklu kaldıklarını savunarak, AİHM’ye götürecekleri davada Mazlum–Der’in müdahil olacağını söyledi. Avukat Gülden Sönmez ise AB’ye giriş sürecinde Yürüyüş ve Toplantılar Kanunu’nda yapılan değişikliklerin bu kararı etkilemediğini, suçun birkaç kez işlendiği için de cezanın ağırlaştırıldığını ifade etti. Önceki gün tutuklanan kardeşler, Bakırköy Tutukevi’ne götürülürken yakınları gözyaşına hakim olamadı. Fikri Reçber, nişanlısı Nurulhak’ın cezaevine girdiğini görünce gözyaşlarını tutamadı. Reçber, uzun süre cezaevi önünde bekledi.
 
                                             
 

              Başörtüsü Direnişinin sembol isimlerinden olan İntizar Saatçioglu'nun kardeşi Nurulhak Saatçioğlu vefat etti
      Nurulhak Saatçioğlu kardeşimiz Balıkesir’in Bandırma ilçesinde dün (6 Ağustos 2005) geçirdiği bir trafik kazası neticesinde vefat etmişti.Başörtüsü direnişinin sembol isimlerinden Nurulhak Saatçioğlu'nun cenazesi bugün ikindi namazını müteakiben Fatih Camii'nde kılınacak namazın ardından defnedilecek.
     Malatya’daki başörtüsü direnişinde yer almaktan dolayı annesi Hüda Kaya ve ablaları İntizar ve Nurcihan ile birlikte DGM tarafından cezalandırılan Nurulhak Saatçioğlu 19 Mayıs 1999 tarihinde hapsedilmişti. İşkenceli sorgulamalara, cezaevi sorgulamalarına boyun eğmeyen Nurulhak kardeşimiz bugün daha önce demir parmaklıklar arkasında kaldığı Bandırma’da rahmet-i rahmana yürüdü. Kardeşimiz için Rabbimizden mağfiret diliyoruz. Annesi Hüda Kaya ve kardeşleri İntizar, Nurcihan ve Cihat Saatçioğlu başta olmak üzere tüm dava arkadaşlarına  sabrı cemil niyaz ediyoruz...Nurulhak kardeşimiz Kur’an’ın emri ve müslüman kadının kimliği olan başörtüsüne kesintisiz bir biçimde sahip çıktı.Nurulhak onuruyla yaşadı ve onuruyla öldü. Rabbimiz de onuru için dimdik ayakta durarak mücadele eden kardeşimize inşa-Allah sonsuz merhametiyle muamele etsin.Direnişin idamla yargılanan ailesine mensub Nurulhak'a  Allah'tan rahmet ve yakınlarına sabır diliyoruz. 
07.08.2005    
                                 MEKANIN CENNET OLSUN BACIM...RABBIM  SENI CENNETINE KABUL EYLESIN...AMIN



                                           Sen çekip gitmek nedir bilir misin Bekir Amca?
                         
- Bekir Coşkun'un ,"Deveye binip Arabistan'a gitsinler " şeklinde yazdığı yazından sonra...!-
     Geçmiş zamanlardı, Bekir Amca. Nazenin genç kızlar yurtlarından çekip gitmek zorunda kaldılar. İstemeye istemeye. Ayaklarını sürüyerek gittiler. Analarını son defa koklayarak. Çekip gittiler. Babalarına bir daha sarılamama korkusuna sarılıp gittiler.Genceciktiler. Kelebek gibiydi kalpleri. Al aldı yanakları. Moldova’ya gittiler, meselâ. Dillerini anlamayan ve dinlerini bilmeyen adamlardan medet umdular.. Romanya’ya uçtular. Hollanda’da hasret çektiler. Orta Asya’nın demir perde artığı soğuk ve suskun şehirlerine çekildiler. Viyana’ya çekip gittiler. Niye mi? Dillerini bilen, dinlerini bilen, Bekir Coşkun amcaları gibi taze mısır ekmeğinin mis gibi kokusunu seven büyüklerinden, kırılgan hayallerine analık etmelerini bekledikleri kadınlardan, tazecik umutlarına babalık etmelerini umdukları adamlardan çektiler. Varlıkları, yere göğe sığmayan bir ayıpmış gibi sınıftan uzaklaştırıldılar. Sınavdan kovuldular. Umutlarını nokta nokta dizmeye hazırlandıkları kurşun kalemlerini gözyaşları içinde çektiler kâğıttan. Başları önde, çekip gittiler.Çekip gitmesini bildi o incecik kızlar. Rantiye hesaplarının üzerine perde olarak çekilen laik-Müslüman çekişmesinin gerilimini 13-14 yaşlarındaki dal gibi kızların saçlarının ucuna bağladılar. Kızlar da “Bana mısın!” demediler, çektiler. Çekip gittiler. İhale takipçilerinin aç gözlerine sürme yaptığı “irtica geliyor!” tehditlerinin kapkara dehşetini 17’lik kızların omuzlarına yıktılar. Kaçmadı kızlar. Kaçamadılar. Çaresiz, çektiler. Ağlayacak gibi olsalar da, belli etmediler. Boylarını aşan hıçkırıklarını içlerine çekip gittiler.Bazıları, okul kapısında bir kuytuya çekildi. İlk defa ulu orta. İlk defa herkesin göreceği yerde. Ak duvağının arkasına koymak üzere cevher gibi sarıp sarmaladığı saçlarını yağmalatırcasına. Sadece helâlinin bakışına sakladığı zülüflerini çamura yatırırcasına. Her defasında ilk defa yapıyormuşçasına gibi ezilerek. Utanarak. Çekinerek. Sıkılarak. Yutkunarak. Ağlayarak. Ağlamıyormuş gibi yaparak, başından örtüsünü çekti. Çekip gitti sınıfa. Bazıları da elini eteğini çekip gitti. Okuma hayallerini kirli bir mendil gibi katlayıp, köşelerine çekildiler. Şimdi, ülkenin aydınları olarak çıkacakları üniversite kapılarının önünden, başını örterse, kızını nerede okutacağını kara kara düşünen “oku(tul)mamış ev hanımları” olarak iç çeke çeke geçiyorlar. Yaralı geçmişlerini, ezilmiş gençliklerini hatırlıyorlar: Arkadaşlarının yanında aşağılanmışlardı, utandırılmışlardı. Kardeşçe sarmaş dolaş oldukları, sırdaş edindikleri başı açık arkadaşlarıyla aralarına s/ağır mı s/ağır setler çekmişlerdi. Başı açık olanlar da çekmişti. Onları da utandırmışlardı. Yanı başından kaldırılan arkadaşının ardından sınavı terk etme “delikanlılığı” ile sınavı verip okulu bitirme “pısırıklığı” arasında, vicdanları yalım yapalak bir oraya bir buraya çekilmişti. Okul kapısında bekletilen “kanka”larının yüzüne bakamadan, kendilerini en çetin hesaplara çekip de gitmişlerdi amfiye.Kimisi hazırlık sınıfına başlayamadan. Kimisi diplomasına birkaç ay kala. Çekip gitmişti. Bekir amcalarının güzelce tarif ettiği o yeri, kendisi ya da eşi başörtülü ya da başörtüsüz olsa da, kendisi ya da anası/kızı/kız kardeşi çarşaflı yahut dekolte olsa da, “her insanın asla kovulamayacağı, kovuldukça kalacağı, gönderilmek istendikçe yerleşeceği, atıldıkça geleceği” o yeri arayıp durdular. Her defasında, karşılarında, “kamusal alan” uydurması etrafına çekilmiş dikenli teller buldular. Ülkelerinin orta yerinde, habire genişletilen ve nerede kardeşlik umudu varsa üzerine sünger çeken o dikenli tellerde kanadı hayalleri. Dün ben de çekip gittim. Kamusal alandan rahmetsel alana attım kendimi. Medine’deyim. Başını örteni de, örtemeyeni de, örtmek istemeyeni de, örteni istemeyeni de huzuruna alan Muhammed-i Emin’in [asm] huzurundayım. Kin ve nefret çöllerinden kardeşlik vahaları yeşerten Sevgili’nin yurdundayım. Çekip gelse, Bekir Coşkun’u da R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül kadar sımsıkı kucaklayacakları, kırk yıllık dost gibi ağırlayacakları, teklifsiz sofraya buyur edecekleri yer burası. Çekip gitmiş kızların, kendilerine çektiren büyüklerini görecek olsalar, ömürlerinde görmedikleri içten bir sevgiyle, her şeyi unutarak kucaklayacakları yer burası. Kardeşler arasına ayrıkotları dikenlerin ayakları altına gül dikenlerin bağı burası. Misilleme, rövanş ve intikam duygusunu yanağında serinleten O Gül’ün [asm] gülüşleri çoğalttığı yer burası...
( SENAİ DEMİRCİ-Zaman: 26 Ağustos 2007 )      

 

                                   
 

                

                              
 

                        

       
                Mahkemelik olunca böyle duyuru yaparlar: "Köpekler ve Tesettürlüler giremez" der gibi...! Şerrefsizler !!!

 
        
   ÇOCUKLAR  ÖĞRETMENLERİNİ MODEL ALIRLAR.BAŞÖRTÜLÜ OLMASINDA MODEL İSTERSE OROSPU OLSUN.NO PROBLEM :((




                       

                        


                                            İş arayan başörtülü kIza hakaret dolu cevap
  Türkiye'de organizasyon işi yapan bir şirketten, iş başvurusu yapan kapalı bir genç kıza gönderilen mail okuyanları şaşkına döndürdü.Başörtüsü ile iş arayan Şeyma Engin bir çok yere iş başvurusu yaptı. Bu başvurulardan biride Çilek Grup adıyla faaliyet gösteren bir organizasyon şirketine oldu. Ancak şirketten gelen mail Şeyma Engin'i şok etti. Laiklik ve çağdaşlıktan söz eden mail sahibi Emir Onur Çilek iş başvurusu yapan genç kıza ağza alınmayacak hakaretlerde bulundu. Başörtüsüne "Bez parçası" diye hakaret eden Çilek, Engin'e nerelerde iş bulması gerektiğini bile söyledi. Genç kıza Fatih Bölgesi'nde iş bulmasını tavsiye eden Çilek'in hakaretleri bununla da sınırlı kalmadı. Engin'i 'Din üzerinden ticaret yapmak' ile suçlayan kişi, din sömürüsü yapanları bünyelerinde barındıramayacaklarını da yazdı. Ancak Emir Onur Çilek'in iş başvurusu yapan bayanla bir kez dahi görüşmediği ortaya çıktı:
Şeyma Hanım;
Başvurunuzu inceledik. Üzgünüz.
Laik Atatürk Türkiye'sinde yaşayan, cumhuriyet çocukları ve muhafızlarından oluşan bir kurum olarak sizin gibi başörtüsü, türban, tesettür şeklindeki bez parçalarını dini inançlar ile hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen bu şekilde gösteren, tamamen siyasi amaç güden, din üzerinden ticaret, din üzerinden siyaset yaparak din sömürüsü yapan insanları bünyemizde barındırmıyoruz.
Unutmayınız; Demokrasi gericiliğin önünü açmak değildir.
İş arayışınızda başarılar. Fatih bölgesini denemenizi şiddetle tavsiye ederiz.

İyi Çalışmalar..
Emir Onur Çilek Çilek Grup (info@cilekgrup.com) Gönderme tarihi: 22 Temmuz 2009 Çarşamba 19:24:35
 NOT: Çilek Mobilya A.Ş. kurumsal iletişim sorumlu Ebru Çalım, 'Çilek Grup' organizasyon ile kendi şirketlerinin hiç bir kurumsal bağının olmadığını açıkladı.
( Zaman:
27.07.2009)
                                                        

 

                                                                      İşte asIl mahalle baskIsI

                                                                      Türbanlı cüzzamlı mıdır?
   Yeme, içme, gezme, denize girme hakkı yok mudur? Hayatımda ilk defa başkalarının yaptıklarından bu kadar utandım.
  Sahne 1 :Bodrum'da bir sahil. İki haşemalı genç kız denize doğru yürüyor. Ne yalan söyleyeyim ben de uzun uzun baktım. Alışık olduğum bir görüntü değil. Bir tanesi yeşil bir tanesi mor üstelik. O sıcakta terlemezler mi diye düşündüm. Bir tanesi yanıma yaklaştı. "Biz" dedi. "Bursa'dan geliyoruz, ilk defa buraya geldik. Sizin de ikizlerinizi görünce benim de 1,5 yaşında oğlum var acaba ne önerirsiniz? Ne yapsak, otelden memnun değiliz nerede kalsak?" Bir süre sohbet ettik. Sonra ben ikizleri simitlerine oturtup denize girdim.Sohbet ettiğim genç kadın da kız kardeşi olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir kızla denize girdi. O sırada diğer kadınlardan taciz başladı.Hem de yüksek sesle.-Şunlara bak, ne biçim kıyafet... Üstelik rüküş.-Buralara kadar geldiler. Bodrum'un da tadı kaçtı.-Maşallah hiçbir şeyden de geri durmuyorlar.Utandım. Öylesine utandım ki sormayın. Biz ne zaman böylesine sert, vicdansız acımasız ve tacizkar olduk? Biz ne zamandan beri insanları kıyafetlerine ve dış görünüşlerine göre yargılar ve idam eder olduk? Hep "Sorun bizi yönetenlerde, aşağıda bir problem yok" demiyor muyduk?Haşemalı kızlardan biri dayanamadı."Niye bize laf atıyorsunuz, ben de sizin gibi tatile geldim. Üstelik ben sizi rahatsız etmiyorum"Karşıdan cevap gecikmedi."Görüntün beni rahatsız ediyor"Nasıl yani?
  Sahne 2 :İstanbul Kemerburgaz'da bir site. Sitenin sakinlerini bir telaş almış ki sormayın. Elimde bir mail var. Site sakinleri sitelerine yeni taşınan aileden son derece rahatsız olmuşlar. Neden? Çünkü ailenin "anne"si türbanlı. Diğer site sakinlerine gönderilen mailde "Hemen bir çözüm bulmalıyız deniliyor. Artık buralara kadar geldiler. Nasıl olur da böyle bir aileye ev kiralarlar anlamıyoruz. Acilen bir toplantı düzenleyip "Kimlere ev kiralanabilir" maddesinin üzerinde detaylıca konuşmalıyız." Kendini bilmez bir site sakini böyle bir mail atmış ne olacak ki... Diyebilirsiniz. Ben de öyle dedim. Bu mail bana geleli 2 ay olmuştu. Taa ki diğer site sakinlerini cevaplarını ve konuyla ilgili önerilen çözümleri okuyuncaya kadar... İnanın öyle öneriler var ki yazmaya elim gitmiyor.Yine utandım. Hayatımda ilk defa bu kadar net bir şekilde, ait olduğumu hissettiğim topluluktan ne kadar uzaklaştığım fark ettim birdenbire.
  Sahne 3 :İstanbul Levent'te bir İtalyan restoran. Dört gün önce... Saat 21.30'da. Elele bir çift geldi mekana. Kadının başı kapalı. Kenarda bir masayı tercih ettiler. Bir süre sonra yine taciz başladı. Bakışlar, yüksek sesle söylenmeler, gereksiz gürültüler. Bir süre sonra "Bir daha burayı adım atmam" diye mekanı terk edenler bile oldu. Elimde içki kadehim ağzım açık kaldı. O çift herkesin elinde içki kadehinden, şortlarımızdan, mini eteklerimizden rahatsız olmadan baş başa bir gece geçirmek için kalkıp restorana geliyor ve biz ne yapıyoruz? Ne yapsın adam hayatını Fatih ve çevresinde mi geçirsin? Üstelik ortada insan haklarına aykırı bir durum yok mu? Tekrar soruyorum biz ne zaman bu hale geldik? Şimdi beni topa tutacak kendi deyimleriyle türban konusunda taraf olan okuyucularıma sesleniyorum. "Elinizi vicdanınıza koyun. Bu yapılanlar ayıp değil mi? Günün birinde türbanlı biri sizden bir yardım isterse el uzatmayacak mısınız? Biz böylesine insanlıktan çıktık mı? Zaten birilerinin amacı toplumu bölmek, biz böylesine garip insanlar haline getirmek değil miydi? Peki biz niye alet oluyoruz?
(Balçiçek Pamir- Habertürk:27 Ağustos 2008)

                                                                              
  Türbanlılara saygısızlık mı yapılıyor?
   "...Nişantaşı’da bir kafede eşimle birlikte oturuyordum.Yanımızdaki ve arkamızdaki masalarda tamamı kadınlardan oluşan gruplar vardı.Beymen’den ardı ardına türbanlı kadınlar çıkıyor, kapıya yanaşan lüks otomobillere, Mercedes'lere, Range Rover’lara binip gidiyorlardı.1 saati bulmayan süre içinde en az 20 türbanlı  ellerinde poşetlerle çıkıp, benzer görüntüler sergilediler.Bu sırada yanımızdaki ve arkamızdaki masalarda oturan kadınlar neredeyse türbanlıların da duyacağı bir sesle “Bunların ne işi var burada. Tekbir giyimden giyinsinler.” diye söyleniyorlardı.Türbanlı kadınlardan ikisi gelip Brasserie’de yemeğe oturunca söylentiler arttı.Ben de eşime dönüp, “Eskiden de burada türbanlılar olurdu ama kimse sesini çıkarmazdı. Bak ne hale geldik” dedim.Yaz başında gittiğim bir otelin havuzuna haşemalı bir kadın girdiği zaman güneşlenmekte olan mayolu bir kadının “Bu pis kıyafetle girilen havuza ben girmem” deyip havuz kenarından kalktığını da gözlerimle gördüm...Her şeyden önce türbanlılardan rahatsızlık duyduğunu ifade etmekten kaçınmayan kadınların büyük bölümü en az türbanlılar kadar müslüman. Kendilerini öyle görüyorlar. Ancak bunu yaşam biçimlerine yansıtmıyorlar. Müslümanlıklarını yaşam biçimlerine yansıtanların, yansıtmayanlara “İnançsız” gözüyle bakmalarından rahatsız oluyor, bunu uzun vadede kendi yaşam biçimlerine bir tehdit olarak algılıyorlar..."
( Fatih ALTAYLI:29 AĞUSTOS 2008)

                                              

                                                                       Zenciler ve Bayram
   Ahmet Altan birkaç yazı üst üste, bence Türkiye’nin en ama en temel meselesini yazdı...Bu ülkede kendi tercihinin dışında içine doğduğu ortamdan ötürü “zenci” kabul edilen insanlar var...Kürtler, Aleviler, gayrimüslimler ve Sünni-dindarlar bu ülkenin zencileri...Bu kimliklerini ifade ederek, bu kimliklerinden kaynaklanan tezahürleri hayatlarında yaşayarak bu ülkenin beyazlarından olamazlar...Sünni-dindarlar noktasında ise ilginç bir durum var. Bu kimlik Kürtlük yada Alevilik gibi değil. Bir yaşam tarzına ilişkin bir kimlik...İslami kimliğin yaşam tarzına yansıyan bazı net tezahürleri var... Aslen Kürt olan Abdurrahman Yalçınkaya kimliğini inkâr eder, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na kadar gelir hatta LAST (Laik yaşam tarzına sahip Sünni Türk) egemenlerin kahramanı bile oluverir... Ama İslami yaşam tarzınızla oralara zaten gelemezsiniz... Erkek olarak da bir yere kadar kıvırmak mümkün ama hele kadınların bu anlamda hiç şansları yoktur... Savcıyı ve yargıcı bırakın kâtip hatta mübaşir bile olamazlar. Zaten hukuk fakültesine de gidemezler...Aslında bu bağlamda türbanlı kadınlar mecazi değil gerçek anlamda bu ülkenin zencilerini temsil ederler... Kaçamayıp, inkâr edemeyecekleri sabit bir kimlik formudur bu... Çünkü türbanlı kadınlar direkt bir görünürlülüğe sahip... Siyah deri gibi kaçılıp, inkâr edilemeyecek bir dışlanma damgası bu ülkede türban...Bu “zenci” kimlikler birçok yerde bu şekilde araya sızma yapabilirler... Fakat türbanlı kadınlar yapamaz... Yaptığı an “kara derileri” sebebiyle fark edilirler, gözler onlara döner... Plajda rahat edemezler, gözde bir mekânda, işyerinde rahat edemezler, lüks bir araba kullanırken rahat edemezler... Direkt “Bak türbanlılar buraya da gelmiş” olur... “Bak türbanlılar en lüks arabaları kullanıyor” olur... Olur da olur...İşte o sebeple, türbanlı kadınlar bu anlamda “kara derileri”ni üzerlerinde taşıdıkları için LAST egemenlerin bilinçaltındaki ırkçılıkla özdeş o hastalıklı duyguyu varlıklarıyla sürekli kaşıdıkları için, bu ülkede en çok türban meselesini konuşuyoruz...LAST egemenlerin gözünde türbanlı kadınlar sadece görünürlükleriyle bile sürekli bir nefret edilme objesidir. O manevi işkenceyi sürekli üzerlerinde hissederler...Bu devlet düzeni zencinin zenciye kırdırtılmasıyla ayakta durdu hep... Bunu da hep başardı... Bu bayramda kendimize sormamız gereken şey “Bu daha ne kadar böyle sürecek,” sorusudur bence... Bu ülkenin zencileri öbür “zenci”lerden bahsederken egemen beyazların diliyle konuşmaya daha ne kadar devam edecek?Bilin ki bu kepaze durum devam ettikçe bu ülke zencileri asla ve asla gönlünce bayram edemeyecek...Herkesin gönülden bayram edebildiği günleri bu ülkenin de görmesi dileğiyle bayramınızı kutlarım... (Taraf-Rasim Ozan Kütahyalı:01.10.2008)

                                                             Laikçiler, dindarlardan nefret eder mi?
   Anlattık, tartıştık, örnekler verdik, karşılaştırmalar yaptık ama betonlaşmış kafalarına nüfuz edemedik. Hala aynı şeyi söyleyip duruyorlar. Önce soruyorlar: " Laikçiler, dindarlardan nefret eder mi? " Sonra da cevap veriyorlar: " Hayır, etmeyiz." Yalan söylüyorlar.Bal gibi nefret ediyorlar.Çünkü kendilerini " çağdaş, modern, Batılı, Avrupalı, demokrat, özgürlükçü " filan görürler. Dindarlar ise bu değerlerin tam karşıtını temsil eder.Bir erkeğin, dindar olup olmadığını anlamak bazen zordur. Dindar kadını saptamak ise kolaydır çünkü (günümüzde) türban takar. Ortalama bir laikçinin, türbanlıya karşı tutumu şöyledir:
Hor görme: Bir türbanlı, temizlikçi kadının kızıdır. Bu noktada " sınıfsal " bir hor görme mekanizması çalışır. " Karafatma ", " örümcek kafalı " gibi sıfatlar kullanılır. Türbanlı kadınlara sorun: Size marketlerde, alışveriş merkezlerinde, milli bayramlarda, okul müsamerelerinde filan kendilerine nasıl laf atıldığını anlatsınlar. Tiksinme: Aynı mekanda, mesela bir kafede karşılaşma durumu olursa türbanlılardan tiksinilir. " Ne işleri var burada " denir. Laikçi bir kadın, mecbur kalmadıkça, türbanlı kızların yanındaki masada oturmak istenmez. Hani şu " aynı fotoğraf karesinde yer almama " özeni... Bu tiksinme öylesine güçlüdür ki geniş bir kaldırımda yürürken dahi yan yana gelmemeye dikkat edilir. Nefret etme: Bu güçlü duygu, ekonomiden ideolojiye çeşitli düzeylerdeki menfaatler zedelendiğinde devreye girer. Mesela bir türbanlı, diyelim ki TV'de, bir laikçinin iddialarını sorgularsa, ondan daha bilgili, daha kültürlü olduğunu gösterirse "hor görme ve tiksinme" yetersiz kalır. Nefret devreye girer. Kendini aşağılanmış hisseden laikçi arkadaş "Cumhuriyetin elden gittiğini " düşünür. Durum böyle. Biliyorum çünkü laikçilerin yazdıklarını ( kitap, gazete, dergi, eposta ) okuyor, konuşmalarını ( akraba, komşu, iş arkadaşı ) dinliyorum.Ve tam da böyle hissedip böyle davrandıkları için yarın öbür gün dindarların da aynı şeyi yapmasından korkuyorlar.(
Sabah:Emre  AKÖZ- 24 Şubat 2008)
   The Times gazetesinden Janice Turner, ' İslam ve Türkiye'deki Büyük Türban Savaşı' adlı incelemesini hazırlarken birçok kişiyle konuşmuş. ( 18 Temmuz ) Bunlardan biri Prof. Aysel Ekşi. Kimdir Aysel Ekşi? İngiliz gazeteci okurlarına onu şöyle anlatıyor: Çocuk ve genç psikiyatrı. 74 yaşında. International Hospital İstanbul'da çalışıyor. Eskiden İstanbul Üniversitesi'nde görev yapıyordu.Ancak Aysel Hanımın bir özelliğini atlamış Turner: O aynı zamanda, Hürriyet gazetesinin başyazarı Oktay Ekşi'nin eşi.Röportaj sırasında Aysel Ekşi'ye, o akşam Cumhurbaşkanının eşi Hayrünnisa Gül ile buluşacağını söylüyor Turner.Bunun üzerine Aysel Hanım, hışımla masasına vurarak bağırıyor: " O kadından nefret ediyorum! " Bir kişi, diğerinden kolay kolay nefret etmez. Çünkü 'nefret' ruhu 'kemiren', taşıması zor bir duygudur.'Terzi kendi söküğünü dikemez' derler ama yine de bir psikiyatrdan bunu duymak garip gelebilir. " O anlamda söylememiştir " diye düşünebilirsiniz.Ancak masaya da vurmasından anlıyoruz ki gelişigüzel kullanılmış, ağızdan kaçmış bir kelime değil bu. Gerçekten de Hayrünnisa Gül'den nefret ediyor Aysel Hanım. Hıncını masadan çıkartmaya çalışıyor.Her şeye rağmen tuhaf!Tuhaflık şurada: Sokaktaki bir vatandaş, Abdullah Gül'den nefret edebilir. Çünkü Gül bir siyasi aktör, bir karar verici. Dünden bugüne; yaptıkları ve yapmadıklarıyla nefret uyandırmış olabilir. Bu mümkün.Peki ya Hayrünnisa Gül?Bugüne kadar kimsenin tavuğuna kış dememiş bu hanımı sevmeyebilirsin. Hoşlanmayabilirsin. 'First Lady'liğe uygun bulmayabilirsin.Hepsi tamam da, ondan nefret etmek için nasıl bir sebebi olabilir insanın? Hem de bir psikiyatrın?Şaşırtıcı bir durum! ... Not: Acaba Prof. Aysel Ekşi, International Hospital'a başvuran türbanlı gençlerin ruhsal sorunlarıyla ilgileniyor mu? Yoksa hastayı görür görmez, "Türbanını çıkar da gel" mi diyor? (Masaya da vurarak!)  Sabah:Emre  AKÖZ-21 Temmuz 2008

                                                                                      Bitter çikolata bayram
    
“…Laik kesimde herkesin böyle bir latent ikirciklilik içinde olduğunu söylemek haliyle doğru olmaz... Bu kesimin içinde inancı bireyselliğe indirip Müslümanlığın cemaatçi kalıplarından uzaklaşırken, İslami kodlar üzerinden deist bir anlayış geliştirmiş olanlar var... Tabii ayrıca inancı tümüyle reddeden, bu sorunsalı son karşılaşmaya havale edenler de mevcut…laik kesimin geri kalanında epeyce sıkıntılı bir ruh hali görülüyor. Bir yandan İslam’ı baskıcı bir dinsel rejime çanak tutan bir din, Müslümanları ise söz konusu ‘şeriat’ düzenine eğilimli insanlar olarak görüyor; ama aynı zamanda da “biz de Müslüman’ız” demek istiyorlar…Ama bunun için asgari bir samimiyet gerekir.Bu da seçtiğiniz dinin akidelerine uymakla, ya da uymadığınız akidelere ilişkin tutarlı ve tatmin edici bir yorum geliştirmekle mümkündür. Ancak o zaman söz konusu dinin diğer takipçileri sizi ciddiye alır ve sizin de inançlı olduğunuzu kabullenebilir. Bizdeki laik kesim ise İslam’ın genel kabul gören hiçbir şartına uymadığı halde ‘Müslüman’ sayılmak gibi garip bir isteğe sahip. Gündelik bir pratik olarak namaz kılmayan, cenaze dışında camiye gitmeyen, zekât vermeyen, oruç tutmayan, hele hacca gitmeyi aklına bile getirmeyen; ama bayramları kutlayan garip bir ‘dindar’ kimliği bu…İşin ironik yanı şu ki, aynı laik kesim dindarlığın sürekli arttığından şikâyetçi…Öte yandan aynı laik kesim dine karşı tedbirini almaktan da vazgeçmiyor.Çünkü bu inancın sahibi son kertede ‘başkası’.O nedenle de gereklerini yerine getirmediği Ramazan’ın bayramına ‘şeker’ demek istiyor. Böylece bayramla Ramazan’ın birbirinden ayrılacağını, belki de sırf bayramı yaşayarak Müslüman olunacağını sanıyor.Ama ‘şeker’ bu bayrama ne kadar uygun düşebilir ki? Otelimizdeki bayramlaşan misafirlerin neredeyse hiçbiri çaya bile şeker koymuyor! Gelişen modernliğin teknolojik imkânlarını da düşünürsek belki de ‘çikolata’ daha uygun düşecek. Ama orada da kilo meselesi var.Hafif meltemli bir bayram akşam üstüsü bunları yazarken en uygun bayram adının ‘bitter çikolata’ olabileceği aklıma geldi. Doğrusunu isterseniz, ‘bitter’ sözcüğünün dinin laiklerin ağzında bıraktığı tada gönderme yapabileceğini de düşünmedim değil...” (Taraf: Etyen Mahçupyan - 03.10.2008 )


                                                     

  
        
  

   

                                       
 
                                                  
              
   BİRİLERİ İLLA BİZİM  CUMHURİYET VE ATATÜRK DÜŞMANI OLMAMIZI İSTİYOR AMA BAŞARAMAYACAKLAR !

     

                     

             

 

                                    
                                           

                                                                                                                                    DEVAMI 1 > >
          DEVAMI 2 > >
 

                       

                               

                             

 

         

      

    

    Tuğba DEMİR:" Yıllarca sabaha dek çalıştım, ailemden uzakta 4 yıl geçirdim, aileme tek hediye edeceğim bu ödül idi..." dedi!
 

                                  
                                                                   30 Yıl Geç Kaldınız  ...  L

               
                                          Bizde seçilen milletvekili mecliste konuşturulmuyor be !  L

      
        
            Wallahi biz 20 yıldır sadece  utanmıyoz, deliriyoz ...!

                

                     
 

                                   
              Günümüz gençlerini düşününce bu kızlarımıza saygı duymamak elde mi? İlim Bosna'da da olsa alacak onlar!
 

                       

                         Niye uzaya mekik gönderemediğimiz anlaşıldı, işini yapmadan prof olanlar yüzünden !

                             Adam işini yapıp uzaya mekik gönderdi iş bitti, şimdi kapıda bekçilik yapıyor!

 

 

                                     2015 PEKÜNLÜ KOVULDU, 2017 BAŞÖRTÜLÜ UZAYA ADINI YAZDIRDI

 

 

              

 

 

                      
                                 Yasakçı baro!                                               Küpe ne zamandır serbest? 

 

                                  

                                     Kadın vücudu fora olunca destek, tesettürlü - okumuşta olsa - suç!

 

                                                 

    

                        
 

      

                                Yalan-iftira ve gerçekler! : O 13 yıl doktorsuz kalan hastaların hesabını kim verecek?

 

      

                                 Ne amir ne müdür ne kral, bir memur nasıl böyle cüretkar olabilir?

 

                                

 

 

YÜZSÜZLÜK!

TESETTÜRLÜYE HER ŞEY REVA, KENDİLERİNE YANLIŞLIKLA BİŞİ OLUNCA İNSAN HAKLARI, ADALET...

ÖRTÜLÜ İNSAN DEĞİL ONLAR GÖZÜNDE!

 

     

      Başı örtülü diye kızlar üniversitelerden atıldı,Saçlarından tutulup yerlerde sürüklendi,İkna odalarına alındılar, Kimisi tutuklandı, Başı örtülü diye meslekten atıldı, işine son verildi.Orduevlerine halen başörtülü bayanlar alınmıyor.Peki bu gazete ve televizyonlar onların sesini duydu mu? Peki bugün hastane raporlu ruh hastası şizofren bir manyağın otobüste hemşireye tekme atması üzerine, ŞORT diye ortalığı ayağa kaldıran laiklerin, gece gündüz yayın yapan MEDYANIN, Halkı sokağa çağıran şerefsizlerin başörtüler yerlerde sürüklenirken, okullardan atılıp hayatları karartılırken seslerini çıkardıklarını gördünüz mü? Aksine bu kahpeler bu zulmü ayakta alkışlıyorlardı...

 

   

 

 

                    
                                                                      Allah akıl versin!

 

 

 

                                   

 

 

 

 

                          

 

                                             Devamı>> şarap neden yasak'ta!

 

                                                            

 

     lAİKÇİ FAŞİST YOBAZLAR, KİNİNİZ SİZİ YESİN, BİTİRSİN EMİ :(  BİZ MİNİ ETEKLİ İSTEMİYOZ DESEK ADIMIZ YOBAZ OLURDU...!

                   

 

 

         

    
   27 Mayıs'tan 1 Haziran 2013 Gezi olaylarına dek, yalan haber ile ( Örnek tıklayın, ve 'yalan haberler adlı yazılarımıza bakınız ) halkı ayaklandırmaya alışanlar şimdi de başörtülü hanıma yapılan saldırının kamera kaydı olmayınca kabulüne yanaşmıyorlar,  Şerrefsizler!

 

                        

 

 

 

 

 

     

 

                

                                                         
 Başörtülüleri gizli izlettiren generaller daha sonra ülkemizi 380 Milyar Dolar batıracak bankalara danışman (!) olurlar!

 

 

   

   ODTÜ'DE İKİ KIZ BİR ERKEK ÜÇ PİYON, "DİKKAT CEMAAT VAR, GÜVENLİK YOK MU?" PANKART VE SÖZLÜ TACİZLERİ İLE İKİ BAŞÖRTÜLÜYÜ TACİZ EDER, "ONLAR OLAY BÜYÜMESİN DİYE KALKIP GİDİNCE DE TAKİP EDİP, "NEDEN KAÇIYORSUNUZ?" DİYE SALDIRILARINA DEVAM EDERLER. BİR GÜN SONRA İSE " ONLAR ODTÜ YURDUNA İFTİRA ATIYORLARDI, ONDAN ÖYLE YAPTIK." DİYE SAVUNURLAR (!) KENDİLERİNİ. HALBUKİ VİDEO ORTADA, PANKART VE SÖZLERİDE , SAVUNMALARINI DESTEKLEYEN TEK BİR KANIT YOK! OLAY TAMAMEN MAHALLE BASKISI, BU ARDA KENDİLERİ DE BAŞKA BİR CEMAAT (!) OLAN HALK EVLERİ ÜYESİ İMİŞLER İYİ Mİ? ODTÜ= HALK EVLERİ , TAM BİR KAMUSAL ALAN BASKISI. 

 

 

                                        Bir Gün Bir “Yahudi”, Bir “Zenci” ve Bir “Türbanlı”…

Deniz Işıker Bedir, Pınar Kür’ün kabul edilemez sözlerinden yola çıkarak, Türkiye’deki ayrımcılığın boyutlarını gözler önüne seriyor.

“Bu başörtülüler doktor olamazlar. Bunlar Atatürk üniversitelerinde okuyamazlar.”  Prof. Dr. Tahir Hayırsız

“Bir kız çocuğunun başını türbanla bağlarsanız, ona kadın kimliği vermiş olursunuz. Onu çocuk olarak görmediğinizi söylüyorsunuz. Ben bilim insanıyım. Bir çocuğun başını bağlamak, onu çocuk olarak görmemektir. Onu kişi olarak görmektir, onu kadın olarak görmektir. O nedenledir ki, bu ülkede çocuk tecavüzleri artmaktadır.” Canan Arıtman

 “Bir uçurumun kenarında olsam, bana bir başörtülü elini uzatsa ölmeyi tercih ederim.” Prof. Dr. Baria Öztaş

“Başörtüsüyle okumak isteyen kızlar, okumasınlar zaten. Çünkü zaten okumak isteyen biraz gelişmiş olur, bu işin bir kumaşla alakalı olmayacağını bilir yani. Bakın insanlar, Yemen’de, Afganistan’daymış gibi başlarını örtüyorlar, bunun bir art niyet olduğunu insanlar görmeliler yani. Neden başörtülerin üstünde dünya barışı ile ilgili bir şey yok? Baya askeri üniformadır türban. Ben değil üniversiteye girmesine, bu ülkede barınmasına da karşıyım.” Ülke TV’ye konuşan Che tişörtlü, rasta saçlı kız

“Bunlar öğrenci değildir; ben simitçinin yoklamasını almam, lütfen bunları dışarı atın.” Prof. Dr. Betigül Öngen

“Yeni türban dalgasıyla karşı karşıyayız. Bu dalga diğerlerine benzemiyor, bu tsunamiye dönüşüyor. Bundan öncekiler, üniversite öğrencilerinin üniversitelere türbanlı girmesiyle sınırlıyken -talepler en azından bununla sınırlı iken-, bu kez çok kısa bir sürede ilköğretimden siyasete, devlet dairelerine kadar uzanan bir talepler zinciriyle karşı karşıya bırakıldık.” Prof. Dr. Nur Serter

“Atatürk ilkelerini ve Atatürk cumhuriyetini korumakta kararlıyız. Özgürlük denince bu da benim özgürlüğüm, ben türbanlı bir öğrenciye ders vermek istemiyorum.” Prof. Dr. Filiz Meriçli

“Bir yargıç kürsüde başı açık olup, pazara türbanlı gidemez. Bu benim inanç alanım, özgür alanım diyemez. Anayasa Mahkemesi Başkanımızı pazarda türbanlı görmek devleti sarsar. Bir öğretmen de okulda başı açık, pazara çıkınca türbanlı olamaz. Çocuk, kadınlığından utanarak türban takan öğretmenini görüp, ‘Acaba annem ayıp mı yapıyor?’ diye sormaya başlar.” Prof. Dr. Erdoğan Teziç

“Mini etekle beş vakit namaz kılınacağını, başörtüsüyle içki içilebileceğini düşünen ve buna cüret eden kadınların ülkesini düşlüyorum. Söyle var mı bunda, adaba aykırı, inanca ters düşen bir şey? Ben bunları hayal ediyorum. Umutla bekliyorum.” Ertuğrul Özkök

“Bu dönemde ilmi çalışmaları bir tarafa bırakın, Türkiye’nin en önemli sorunu olan başörtüsüyle uğraşın!” Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu

“Üniversiteye başı kapalı giremezsiniz. Anayasa Mahkemesi koymuş, Danıştay koymuş, AİHM koymuş. Başı bağlı olarak okutulan yerlere git. Arabistan’da falan vardır, oralara git.” Süleyman Demirel

“Türbanı düzgün takanlara bir şey demiyorum ama bir kısmı öyle bir takıyor ki, araba sürerken ne sağlarını ne de sollarını tam olarak görebiliyorlar. Öne doğru en az 3 santim çıkmış türbanlar, görüş açılarını kısıtlıyor, kaç kere tehlike atlattık. ‘Arabada başlarını açsınlar’ demiyorum, herkesin kendi tercihi, sadece lütfen araba kullanırken türbanın üst tarafını görüş alanlarını kapatmayacak şekilde arkaya kıvırsınlar. Bizim de hayatımızı tehlikeye atıyorlar, bunu dile getirdiğim için de bana kızmasınlar.”  Ayşe Arman

“Türkiye’deki kızlarımız kafasını ister öyle örtmüş ister böyle örtmüş. Kimsenin derdi olacak bir şey değil. Ben bu güzel kız kafasını niye örtmüş diye ben üzülüyorum gördüğüm zaman onları. Hepsi güzel de, çok güzellerini görünce üzülüyorum itiraf edeyim ki. Bu güzelliği saklamaya yazık değil mi diye, şahsen düşünüyorum. Bu benim kendi bakışım.” Oktay Ekşi

“Dışarı! Dışarı! Dışarı! “ T.C Devleti’nin Bazı Milletvekilleri

“Burası hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!” Bülent Ecevit

“Türban olayının bir tek amacı vardı, o da devlete meydan okumaktı. Ondan sonraki hedef ise laik ve demokratik cumhuriyeti yıkıp yerine bir İslam cumhuriyeti kurmaktı.” Tufan Türenç

“(Ecevit) İspanya Meclisi’ni basan askerlerin önüne çıkan o meclis başkanı gibi. Meclis’i basan bir zihniyetin karşısına dikildi. Ecevit’in bu çıkışının ve orada yaptığı konuşmanın ne kadar tarihi bir öneme sahip olduğunu, o gece o konuşmanın Türkiye’de neleri önlediğini tarih yazacak. Merve Hanım’ın çocuklarını almak için gittiği okulda küçücük öğrencilerden aldığı dersler, bu haddini bildirme sürecinin ilk işaretleridir.” Ertuğrul Özkök

“Kavakçı’nın Meclis’teki eyleminin, Türkiye Cumhuriyeti’ne bir meydan okuma olduğu açık. Benim anladığım kadarıyla Kavakçı suç işliyor. O zaman hakkında dava açılmalı. Ne zaman adam oluruz? TBMM, Merve-Nazlı Ilıcak gibilerden temizlendiği zaman.”
Fatih Altaylı

“Ben bu tutumu, özgürlüklerime yönelmiş bir tehdit olarak görüyor ve değerlendiriyorum. Sokaktaki insanın başörtüsünden rahatsız olmasam bile, TBMM’deki başörtüsü beni endişelendiriyor.”  Toktamış Ateş

“Merve Kavakçı, Fazilet milletvekili. Daha Meclis’in ilk gününde türbanıyla meydan okudu. Bunalım kışkırtıcılığı yaptı.” Hasan Cemal

“30 Ağustos resepsiyonu. At gözlüğüne benzer türban. İki kaş, iki göz, bir burun ve ağzı açık. Bir de eli. İlla ki baştan aşağı örtülü başkumandan (Cumhurbaşkanı) eşi Hayrunnisa Hanım’ın elini sıkarken, önünde baştan aşağı kapalı siyahlar giymiş, şişmanlıktan adeta yuvarlanarak yürüyen eşi Emine Hanım; John Kerry ile bir zamanlar dostu olan Obama’nın açıklamalarına aklı takılı...” Cüneyt Arcayürek

“Gerici, özgür kadını sevmez. Kadın özgür olsun istemez. Ve onu örtmek, kapatmak, susturmak, bastırmak için çarşafa-türbana sarmak ister. ‘Türban’ diye tutturmaları bu yüzdendir.”  Bekir Coşkun

“Mesele onların sandığı gibi bireysel olsa, hak vereceğim. Şimdi bakın… Başı bağlamanın bin şekli var. Televizyon görüntülerine dikkat edin… AKP’nin önde gelenlerinin eşleri ve kızlarının baş bağlama şekli aynı tornadan çıkmış gibi… Niye acaba? Mesele sadece inanç, ya da bireysel keyif olsa, birisi başka türlü bağlamaz mı? Hepsi birbirinin tıpkısının aynısı bu baş örtmenin inançsal değil, “siyasal” olduğuna inancım sürüyor.” Hıncal Uluç

“Türbancılar, kendilerine yakıştığı için taktıklarını söyleseler ağzımı açıp konuşmam. Bireysel tercihtir. Siyasal tercihin simgesi olarak sunsalar, o zaman tartışma başka boyut kazanır. Aslına bakarsanız, yakışma gerekçesini ileri sürseler de inandırıcı olmaz. Tek tip başlığın, kefen benzeri tek tip beden sargısının yakışması mı olur? Zevkler elbette tartışılmaz(!).Daha iyi anlaşılması için yazıyorum: Türban, kahverengi faşist gömleği gibi, gamalı haç gibi bir simgedir. Daha önce de arz etmiş idim!” Özdemir İnce

“Bir tane gencecik kız. New York’ta eğitim görüyor. Bana bak seni türbanlı ekrana çıkartmam dedim. ‘Çıkartmam sonra takarım’ dedi. Ekranda enteresan olabilir... Kanalın markası var, başörtü ile kanalın markası zarar görebilir.” Mehmet Ali Birand

“Ben öyle başını, şurasını burasını örten kadınlarla, tamamen Playboy dergisine çıplak poz veren kadınlar arasında zihniyet olarak fark görmüyorum. İkisi de kendisini nesne olarak sunuyor, özne olarak sunmuyor. Biri diyor ki, ‘ben gencim güzelim, şöyle bacaklarım var, böyle göğüslerim var, göstereceğim.’ diyor. ‘Erkekleri böyle tavlayacağım’ diyor. Başını örten de, o da adamları azdırmamak için kapatıyor. İnançta böyle bir şey yok. Dindar bir ailede büyüdüm. Teyzem nenem namaz kılan insanlardı. Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın eşinin kapalı olmalarını, bu kadar geri olmalarını kabul edemedim. Başörtülü olmayı gericilik olarak görüyorum. Eskiden ben de başörtüsü bağlardım, çok da güzel bağlardım. Ama din için değil, moda için…” Pınar Kür

Buraya kadar bu söylenenleri sabırla okuduysanız, “başörtüsü” ya da “türban” yerine, “Yahudi” veya “zenci” kelimesini koyun veya bu tepkilerin ayrımcılığın diğer öznelerine karşı verildiğini düşünün. Ne kadar kötü tınladığını fark edeceksiniz. Sakın bu değiştirilmiş halleriyle dünyanın başka yerlerinde bu cümleleri yüksek sesle okumayın, çünkü haklı olarak ırkçı sayılırsınız. “Başörtüsü” ya da “türban”lı haliyle ise burada rahatlıkla dillendirebilirsiniz, zira bu halleriyle dillendirmeniz Türkiye’de düşünce özgürlüğü kapsamına girer; aynen “Çingene, Ermeni dölü, Kızılbaş, pis Kürt” dendiğindeki gibi. Emin olun, hiç sorun olmaz, tecrübeyle sabit… ( Agos, 12 Nisan 2014 )

 

                                            BİTTİ Mİ BU ZÜLUM...! , YENGE 65 YAŞINDA...!....!

           

 

              

 

                                                                           HA LAİKÇİ HA İSRAİL!

 

                             

 

                                          Yıl 2016!

 



                   

                                                Baskı altında delilik sınırındaki  insan mizaha daha çok yaklaştırıyor !
                                              
                                                                        Yerli ve İslam Düşmanı Cadı Avcıları
                                            

 

 


                                                                  Tesettürlü Hanımları yok sayan soysuzlar!
                                                  

CUMHURİYET GAZETESİ, DÜN, GÜÇLÜ İKEN, BUGÜN KUYRUĞU KISTIRINCA...AMA ASLINDA HEP AYNI!

 


                                Yahu! Üniversite kapısında " Ya açıl ya defol" faşistliğini her gün yaşamasak inanıcaz...YUH!
                                             

  AŞIRI, HAVADAN NEM KAPAN %20'LİK KESİM VAR DİYE % 80 DİKEN ÜZERİNDE. AMA O  20'LİK  KESİM TELAŞLANMASIN DİYE EN DOĞAL HAKLARIMIZ KISITLANMA HATTA BASKI ALTINDA ... YAW  ONLARIN BİZE REVA GÖRDÜKLERİNİ BİZ ONLARA REVA GÖRMİCEZ, BİZDEN NE İSTİYORLAR, CANIMIZI MI , YOKSA ONLARLA KADEH TOKUŞTURMAMIZI MI? ( ERTUĞRUL ÖZKÖK ONU DA İSTEDİ YA...! ) ALLAH'IM  KAFAYI  YICEM, AZILI BATILILARIN BASKISINDA GINA GELDI...!                                 DEVAMI  > >

                                  

 

                                 BAŞÖRTÜLÜ ÇALIŞMA HAKKI VE SEÇİLME HAKKI 2014'TE VERİLDİ AMA MESAJ TAM TERSİ

                                     

Yasakçılar örtüyü onlarca yıl yasakladı, hapse attı, işten attı ama basın ile hep tam tersi oluyormuş mesajını utanmadan veriyorlar!